''Franz Kafka'' İncelemesi

 

   Taşralı Çek proletaryasından gelip zengin bir tüccar konumuna yükselmiş bir baba ile zengin ve aydın bir Alman Yahudisi annenin çocuğu olan Franz Kafka, yazdıklarını ölümünden kısa bir süre önce en yakın arkadaşı ve meslektaşı Max Brod'a yakması için  vermişti. Eğer Max Broda yazılarını yakmak yerine yayınlamayı tercih etmeseydi yani başka bir söyleyişle Kafka'ya ihanet etmeseydi biz şu anda bu büyük yazarla tanışamadan, ''Dönüşüm'' romanındaki Gregor Samsa'yı, ''Dava'' romanındaki Josef K.'yı tanıyamadan ölüp gidecektik...

 

 Kafka, yazdıklarını yayınlatmak, kitaplarından para kazanmak veya ünlü olmak gibi için yazmamıştır. Tamamen yaşadıklarından yola çıkarak, kendi sorunlarını anlaşılma kaygısı taşımadan yazmıştır. Bu tavır, Franz Kafka’yı önemli bir yazar yapmıştır. 

Kafka, yazdıklarını iç karartıcı bulanlara en güzel cevabı yine kendi vermiştir: " İyi, bir bakıma iç karartıcıdır." Franz Kafka, romanları dışında oldukça etkileyici ve anlamlı aforizmalar da yaratmıştır:

 

"Dünyayla olan savaşında, dünyanın yanında ol"

 

'' Cennet'te yaşamak üzere yaratılmıştık ve cennet bize hizmet etmek için düzenlenmişti. Sonra yazgımız değiştirildi; cennet'in yazgısında da bir değişiklik oldu mu, bu hiçbir yerde belirtilmiyor.

 

"Leoparlar tapınağa saldırıp kutsanmış şarapları içiyorlar, bu sürekli yineleniyor,sonunda önceden kestirilebilir bir nitelik kazanıyor ve ayinin bir parçası haline geliyor."

 

Dava romanında Kafka, kapitalizmi ve kapitalist hukuk sistemini, Dönüşüm romanında ise kapitalist bir kurum olan modern aile yapısını eleştirir. Bu eleştiriyi sembolik (alegorik) ve sürrealist bir anlatımla yapar.

 

Kapitalizme yenik düşen insanlar sakinleşir ve duyarsızlaşır. Dava romanında Josef K tutuklanır ve neden tutuklandığı söylenmez. Bu durum karşısında K. şunları söyler:

" Beklenmedik şeylere bağışıklık kazanmış sayılırım, bugün olanları artık felaket olarak algılamıyorum."

Kapitalist sistemler insanların çalışma saatlerini çok uzun tutarak insanların ailesine, arkadaşlarına, sevgililerine zaman ayırmasını engeller. Bu da insanı çaresiz bir yalnızlığa iterek mutsuz olmasına neden olur. Toplumu düşünmeyen, çevresi için hiçbir şey yapamayan insanlar düzenin önemsiz bir parçası haline gelir ve sömürülmeye başlar. Kafka bu durumu şöyle yansıtır :  "O yılın başlarında genelde her akşam saat dokuza kadar iş yerinde kalan K."

Kafka, henüz kapitalizmin yeni oluşmaya başladığı bir dönemde yazdıklarıyla çağının ilerisini görür. Kapitalist hukuk sistemiyle ilişkili endişelerine ve sorularına cevap arar.

 

''Almancada sein kelimesi iki anlama gelir:  var olmak ve onun olmak’’ Bu cümlede Kafka insanın bu düzende var olabilmesi için bir şeylere ait olması gerektiğini anlatır. Ona göre, yaşamak başlı başına bir cezadır ve var oluşun verdiği acı dayanılmazdır.

 

 

 

 

Babasıyla arasının iyi olmaması onun yazarlığına çok şey katmıştır. Babasına söylemek istediklerini ‘’Babaya Mektup’’ kitabında söyler:

 

 ''Bende aradığın bir yetenek yoktu baba. Örneğin eksiksiz bir asker selamı verip de tam bir asker gibi yürüdüm mü, benden alkışlarını esirgemiyordun; ama asker olacak biri değildim ben. Sonra, önünde çok yemek yiyip hele biraz da içtim mi ya da anlamadığım şarkıları sizinle birlikte söyledim mi ya da senin pek sevdiğin deyimleri yineledim mi yine alkışlıyordun beni; ama yaptıklarının hiçbirinin benim geleceğimde yeri yoktu.''

  

Aşk hayatı da pek olumlu değildir Kafka’nın. Ömrü boyunca 3 kez ( ikisi aynı kadınla olmak üzere ) nişanlanmıştır. Ama bence hayatındaki en önemli kadın Milena Jesenska’dır. Milena evli olmasına, Kafka da nişanlı olmasına rağmen mektuplaşırlar ve Kafka imkânsız ve umutsuz bir aşkın içine düşer.

Milena, mektuplarının birinde Kafka’yı anlatır:

 

   “Franz yaşayamaz, yaşama gücü olmadığından yaşayamaz. Esenliğe kavuşamayacaktır Franz, çok sürmez ölür, bak görürsünüz. Görünüşe kapılır, yalana sığınırız bizler, olaylara göz yumabiliriz, iyimser ya da kötümserliğe başvurabiliriz zaman zaman. Ama o sığınamaz bu tür koruyucu nesnelere. Yalan söylemek gelmez elinden ilkin. İçkili olmayı da beceremez. Sığınacak, başvuracak hiçbir aracı yok elinde.”  

  

Kafka da Milena’ya bir başka mektubunda şöyle der:

 

 '' Bak Milena, "En çok seni seviyorum" diyorum, ama gerçek sevgi bu değil belki, "Sen bir bıçaksın, ben de durmadan içimi deşiyorum o bıçakla" dersem, gerçek sevgiyi anlatmış olurum belki."

 

Arkadaşça başlayan bu mektuplar zamanla büyük bir aşka dönüşür. 3 yıl süren mektuplaşmalar sonuçsuz kalır ve ikili birbirine kavuşamaz.

 

 

 Franz Kafka, Hıristiyan bir toplumda bir Yahudi’dir. Çek olmasına rağmen Almanca yazar ve ülkesinde anadilini konuşamaz. Sanattan nefret eden bir ailede, bir sanatçı olmaya çabalar. Yaşadığı tüm bu diyalektik acılar onu çok iyi bir yazar yapar. Yazdıklarını topluma ileterek zehrini akıtamadığı için mutsuzdur, karamsardır. Bence yazdıklarını topluma iletebilseydi ve ''toplumcu gerçekçi''liğe yakın olsaydı mutlu olabilirdi.

 

Kafka'ya , 1924 yılının nisan ayında, gırtlak kanseri teşhisi konur ve doktorlar tedaviye geç kalındığını söylerler. Artık yapılacak hiçbir şey yoktur. Kafka, Kierling Senatosu’na taşınır ve 3 Haziran 1924 yılında Klosterneuburg’da, 40 yaşında ölür. Bahsettiğim gibi, eğer zehrini akıtabilseydi topluma belki de sonu çok daha farklı olurdu.

 

 

    Oğuzcan Önver

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !